Akıl Sapağıgünlerdir bir çapkın penguen soyunuyor penceremdeölü çocuklar görsem güzelce uyuyorlar sanıyorummandalina deseler kumral sevgilim düşüyor aklımasıradan vatandaş olmaktan feci halde ürküyorumyalnızlıklar çağırıyorum gelip de gitmeyecekgenç kızları korkumdan ön alıp ben bırakıyorum ...
Akıl Sapağıgünlerdir bir çapkın penguen soyunuyor penceremde
ölü çocuklar görsem güzelce uyuyorlar sanıyorum
mandalina deseler kumral sevgilim düşüyor aklıma
sıradan vatandaş olmaktan feci halde ürküyorum
yalnızlıklar çağırıyorum gelip de gitmeyecek
genç kızları korkumdan ön alıp ben bırakıyorum
-bu benim değil kesinlikle onların kaderidir
güzel kadınları terk etmenin sadist zevkiyle
Bergen’i ve “elimde duran fotoğrafın”ı
bir de en çok sevileni savuruyorum masalara
aşkımı fısıldıyorum bütün dişi maymunların kulağına
sıcak ülkelere sevişmeye gidiyorduk oysa
uğultusunu duymaya ormanların taaa derinden
çok oluyor onunla birbirimizin adını çağırmayalı
ben vişne rengi çocukluğumdan gelmiştim
o ise dingin kızların kapılgan sessizliğinden
atmacaların kemirdiği yıpranmış dudaklarım
n’olur bari siz bırakmayın beni
ve siz analı babalı büyüyenler anlayın artık
her yetimin kalbini bir hırçın gül dikeni dalar
yırtıcı hayvanlar ekmeğini ararken karanlıklarda
kendim dahil dönüyorum her şeyden apar topar
insanlar gibi anlaşılmaz ve umarsız kalıyor eriyen kar
her-hangi kızla çıksam fıstık gibi bir aşka çıkıyorum
sonra aşık olduğum kadınlar aşkına boğuyorum ruhumu
biz ki en güzel sevişeni değil en güzel bakanı sevmiştik
kuytusunda nasıl da olağanüstü bir yaban çileği hooo
gece gündüz ayrılıklarla kan ter içinde seviştik
gayrı boyama sarışınların sanatçılaştığı
yapay bir konsomatris bakışıdır buralarda kış
kalbim ve ben epeydir birbirimizi terk etmiştik
MIND DETOURfor days a womanizer penguin has strap down at my window
upon seeing dead children I suppose they’re sleeping silently
if one mentions tangerine, auburn darling falls to my mind
I get scare of being an ordinary citizen terribly
and invite an aloneness coming but going nowhere
I leave young girls thanks to my anxiety
-that is certainly their fate but not mine,-
by the sadist pleasure of leaving the nice women behind
I hurl Bergen1 and “your photograph in my hand”2
also the one who was most loved at those tables
and whisper my love into all female monkeys’ ears
yet we’re going to go warm climates for lays
to hear the forests’ humming from depth
it’s been so long as we did not call each other
I came from my crimson childhood and
she was from deceivable silence of calm girls
my poor worn lips gnawed by sparrow hawks
please at least you don’t leave me any more
and you double-parent people understand hereafter
that a peevish rose thorn irritates the orphan’s heart
as wild beasts search for their food in darkness
I give up everything including me hurriedly
melting snow is hopeless and obscure as the people are
whomever I date my roads arrive at a dazzling love
then I choke my soul for the sake of women I crushed
we loved women having nice eyes regardless of their bed
what a marvelous raspberry in her hidden hooo!
we loved each other day and night all of a sweat
now the winter when fake blondes become artist is
a spurious eye of the taxi dancer girls
I and my heart forsook each other for long
1. Bergen ; A Turkish woman singer one of whose eyes was blinded with acid by her jeaoulus ex-husband
2. ”Your photograph in my hand”; An arabesque song of BergenÇağrışımkoruklar olgunlaşıyordur şimdi ırak bağlarda
güneşten yüzü parçalanmış bağbancılar vardır
türkü söylüyordur geniş gövdeli kadınlar
dudakları çatlamış çocuk işçiler çalıştırıyorlardır
sense bir yerlerde kendini seviyor olabilirsin
elma şekeri sürüyorsundur gayesiz dudaklarına
beyaz gerdanına çok yakışmıştır çiğde çiçekleri
kim görse ayrıksız seninle gülüşmektedir
senin bacaklarını nerede görsem tanırım
dizkapaklarında daha birçok kadınlar gizli
çiçekli entariler giy, teninden ay sıyrılsın
soyunduğun an kılıç vınlaması ve ok sesi
ikimiz çekik gözlü sevişmeler sürdürüyoruz
gidilmemiş kızlara benzer en çok gizlediğin
harup ağaçları seni gördükçe gürbüzleşiyor
soluğunla çıkıp geliyor ikindi serini
ağzından ne gelse senin iyidir üstelik
nereye gitsek gül gibi geçinir giderdik senle
kollarında enfes tuzlanmış bir ulu deniz
gözlerinden başka bir gökyüzüne geçilebilir
sen güneşe taş atıyorsun kimsesizliğimizden
ben çekip vuruyorum kendimi ıhlamurlar altında
ağlarsın ve bir içli şarkı dolanır gölleri tan vakti
sen geceleyin susan büyük kuşlar gibisin
Association nowadays unripe grapes ripen in distant vineyards
there are winegrowers with their torn faces of sun
women having big bodies have chanted lilts and
masters have the children with chapped lips labored
yet you may be loving yourself in somewhere
and smearing toffee apples on your aimless lips
crocuses have been nicely suited your snowy neck
one who is familiar with you giggles near you bar none
I recognize your legs wherever they are
many women are hidden in your patella
wear floral dresses let the moon shine on your skin
the whistle of sword is the moment you disrobed
we both having eternized slant eyed dalliance
your most secret one resembles girls unexplored
carob trees get sturdy whenever see you
afternoon winds do come through your breath
whatever comes from your mouth is welcome
we could get along no matter where we go
there’s an excellent salted sea in your arms
one can pass thru your eyes another sky
you fling stones at the sun for this loneliness
I shoot at myself under linden trees
you cry, a tender ballad roams the lakes in dawn
you’re just like the huge birds hushin’ in midnight.
one could migrate to another sky thru your eyes
it is possible to migrate to another sky thru your eyes
El Cordobes’in Aşkıyorgun muydu neydi bizden
çok kereler bir cenneti ölmüş gelirdi
dokunsam duaya dururdu imamlar
zangoçlar daha bir asılırdı çanlara
yetim ruhlarımızı saklarken koynunda
her sabah umarsız salıyordum onu
güneşi bağışlar gibi bir ihtiyara
taşların arasından umutla yeşermiş
inadına gülümseyen incir yaprağıydı
uzak doğulu kızlar kadar çalışkandı elleri
mutluyken sevinçle yığılırdı yataklara
yemyeşil sarmaşıklar gibiydi yerini sevmiş
uzaktan görünsem adını bile unuturdu
çıldırınca susuşları çığlık çığlığa
bedeninde ne kadar çayır çimen varsa
onlarla birlikte sokulurdu koynuma
kuş gagalarından sözcükler arardı şiirlerine
ruj zannederdi kırmızı bir kalemi sıkça
en taze kokusunu taşırdı yaseminlerin
sığındığı melek düşlerini yağmalarken
El Cordobes kadar çapkın bir boğa
EL CORDOBES’ LOVEthe chances are that she was tired of us
oftentimes she came by dying a heaven
imams started to pray whenever I touched
and vergers hung eagerly on the rope of bells
while she hid our orphan souls in her embrace
every morning I let her go helplessly
as I was granting the sun for a patriarch
hopefully grown among the old stones
a fig leave smiling wittingly was she
her hands were diligent like far eastern girls
she heaped the bed joyfully in high spirits
just like all those green ivies loving its soil
if I was seen far away, she’d even forget her name
her silence went mad with shrieks and screams
how much ever green grass she’d on her body
always she would cuddle me with all of them
searching for words of bird beaks for poetry
she deemed a red pencil as a lipstick usually
and she wore the freshest scent of jasmines
while a bull as lothario as El Cordobes
looting the shelter in her angelic dreams.
Latinosen uyurken seyredilmesi en güzel kız çocuğu
ne zaman mavice bir gemi kalksa Atlas Okyanusu’ndan
kör olur ikinci kaptanlar / buz keser güverteden son bakışların
son rüzgârından kalan parfüm kokun genzimi yakar
cellâbiyalı bedeviler dolar camilerine lâtin İspanya’nın
iskelelerden kızlar evlerine götürür son öpüşlerini oğlanların
zaten hiç uyanması olmayan kemiksiz bir sanrıdır bıraktığın
Endülüs’ün ezanları gelir kulaklarıma birçok Arap kızları / utanırım
uzaklaştıkça gemi küçülür endamın / bir de gizlediğin bacakların
inkârım nafiledir / beynimde travmalar koparır sürgit kalçaların
***
kızma / seni unutmak için girdim bu meyhaneye / masaya da
bak / bu cellat gözleri olan kastanyetli melez kadını çağırdım
göğüslerine iki şimşek gizlemiş galiba kasları gergedan derisi
bir görsen hisleri nasıl bana uzak ama sureti nasıl sana yakın
hazineler gizlediği eteklerinde esmer şehvetin daveti / lâkin
kimse bilmez / hangi kadın açarsa / açılan hep senin baldırların
her bir yüzyıla seni hatırlatan bir anı koyamadım / affet
hatırımdadır / haşâ / unutmam / katliam gibi o ilk bakışın
ben bir somun ekmeğe muhtaç gezerken aç bitâp / sen
ambarlar dolusu buğday gizledin tenine / nâfiledir inkârın
LATINOyou the girl child most delightful one while watching
whenever a bluish ship sails from Atlantic Ocean
mates go blind/your last eyes from the deck turn to ice
your scent left behind the last wind burns my nasal passages
bedouins wearing jalabia crowd into mosques in Latin Spain
girls take last kisses of boys to their home from quay
in fact leaving behind you is a boneless delusion without wakening
azans of Andalucía comes to my ears, then many Arabic girls/ I shy
as the ship lay off, your face fades away/ also your legs you hide
my denial is futile/ your hips break out endless traumas in my mind
do not be angry/ I entered that boozer just to forget you
look/ I sit with that hangman eyed half-breed woman with castanets
she hid two lightnings between her nipples and muscles like a rhino’s
how her feelings away from me yet how warm her face is to yours
call of a dark lust her skirt under which she hides treasures/ although
nobody knows / no matter which woman opens/ always your calves
I couldn’t leave a memory reminding you for each century/ forgive me
in my mind / God forbid! / I never forget/ your first look like a massacre
while I was living in need a loaf of bread poor / you
hid barns of wheat in your flesh /your denial is futile
Short Biography of FADIL OKTAY Turkish Poet, [1961-… ] born in Nicosia. His earlier poems “Lonely People of Cosmos” was published 2003 and his second and last book “Lay Lay Dilayla” in 2009. Ironic sight, imagery, rich usage of words and large culture knowledge makes his poems interesting.His poems and writings published also in many poetry magazines such as Hayal, İspinoz, Pencere, Simge, Andız, Şehir, Konya Postası, Herşeye Karşın, Kum, Anafilya, Akköy, Denizsuyu Kasesi , Koridor,Alaz.He Works actively for Turkish Poetry and for some time issued “Hayal” and “Çağdaş Günce” Poetry Magazines as founder.He also estabilished Awards of Ergin Günçe who was a brilliant Poet and died in a aeroplane crush in 1982. At present, he is the president of the Contemporary Poet and Writers Association estabilished just 2 years ago in Ankara. He lives in Ankara,single and he has a doughter.
İletişim Detayları; fadil_oktay@yahoo.com and also
fadil-oktay@hotmail.comÖzgeçmiş-Fadıl OktayTürk Şair,[1961-…]Lefkoşa’da doğdu.İlk yazdığı şiirleri “Kozmos’ta Yalnızlar” adlı kitapta topladı.İkinci ve son şiir kitabı “Lay Lay Dilayla” 2009’da yayımlandı.Ironik bakış açısı,imge kullanımı,zengin sözcük haznesi ve geniş kültürü şiirlerini ilgi çekici kıldı. Şiir ve yazıları Hayal, İspinoz, Pencere, Simge, Andız, Şehir, Konya Postası, Herşeye Karşın, Kum, Anafilya, Akköy, Denizsuyu Kasesi , Koridor, Alaz gibi dergilerinde yayımlandı.Türk Şiiri için aktif çalışanlardan.”Hayal” ve “Çağdaş Günce” şiir dergilerinin ve1982’de bir uçak kazasında hayatını yitiren çok iyi şair Ergin Günçe Şiir Ödülleri’nin kurucusudur.Şu anda da 2 yıl önce Ankara’da kurulan Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel başkanlığını yürütmektedir. Ankara’da yaşıyor, bekar ve bir kız çocuğu var.
Contact Details; fadil_oktay@yahoo.com and also fadil-
fadil-oktay@hotmail.com