SONNETParis’te evler cilalanmış gibidirÖzellikle güneşli öğle sonlarındaParis, ısınmış taşlıklarınaBaygın, beyaz bir kadın gibi serilir…Sonra ilk kıpırtılar, ilk insanlarVe bu, bir akşam rüyasına dönüşecektir…Paris, tuhaf, çapraşık, anlaşılmaz şehir,Paris, kör, ...
SONNET
Paris’te evler cilalanmış gibidir Özellikle güneşli öğle sonlarında Paris, ısınmış taşlıklarına Baygın, beyaz bir kadın gibi serilir…
Sonra ilk kıpırtılar, ilk insanlar Ve bu, bir akşam rüyasına dönüşecektir… Paris, tuhaf, çapraşık, anlaşılmaz şehir, Paris, kör, kalpsiz, canavar…
Ve Eiffel, ejderha gövdesinin üstünde Yumruk kadar ufak bir beyin taşır… Bön, sersem gözleriyle yaklaşıp uzaklaşır…
İstersen yıkıl oraya, aşktan, ümitsizlikten; Bağır, çıldır, geber istersen… Bu şehir seni her an aşacaktır…
Sonnet
In Paris the houses seem polished bright Especially on late sun-lit afternoons Sprawled on its warm courtyard stones Paris is a woman, languorous and white
Then the first stirrings, the first people And this will turn to an evening reverie Paris…weird, confusing, enigma city Paris…sightless, heartless, and brutal
The Eifel Tower on its great dragon frame Bears a miniscule fist-sized brain Witless, dull-eyed, now grows near now distant
Collapse there, if you will, for love or lack of hope If you will, scream there, go mad, or just croak This town will exceed you at every instant
Translated by Walter Andrews
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
There is One Thing I learned from What I Lived
There is one thing I learned from what I lived: When you live something, you must live it fully Your lover must be exhausted from your kisses You must be exhausted from smelling a flower
One can look at the sky for hours One can look for hours at the sea, at a bird, at a child Living on this world is being one with it Growing unbreakable roots into it
When you hug your friend, you must do it with all your power You must be in a fight with all your muscles, body and passion And when you lie on the hot sand, You must rest like a grain of sand, like a leaf, like a stone
One must listen to all the beautiful music Such that the sounds, the melodies fill inside
One must dive headfirst into this life Like diving from a rock into an emerald sea
People you don't know must attract you to distant lands You must live with the desire to read all the books and to know all the lives You must exchange nothing with the happiness of drinking a glass of water But for all the happiness there is, you must be filed with the longing to live
And you must also live grief, with honor, with all your presence Because grief also maturates one, like happiness Your blood must be intermixed with the large circulation of life The never ending, fresh blood of life must circulate in your veins
There is one thing I learned from what I lived: When you live, you must live big, like being one with the rivers, the sky, and the whole universe Because what we call lifetime is a gift presented to life And life is a gift presented to you.
Ataol Behramoğlu Translated by Süleyman Fatih Akgül
BIOGRAPHY: Ataol Behramoglu [b. 1942] studied in the Russian Language and Literature Department at Ankara University. In the 1980s he was forced to live outside Turkey. In 1982 he won the International Prize of Lotus magazine. His later poems evidence a simpler, more direct