s
s
s
s
s
s
s

El contenido de esta página requiere una versión más reciente de Adobe Flash Player.

Obtener Adobe Flash Player

Ayten Mutlu
Nacionalidad:
Turquía
E-mail:
Biografia
Ayten Mutlu / Turqua

LE VENT

la femme tait plus petite quun grain de sable
la mer tait plus petite que la douleur inne chez la femme

ce vieux vent soufflait ternellement
sans plus se souciant de mer, ni de Voie Lacte

et la femme marchait avec ses souvenirs dnuds
sans poser le pied sur les sables, ni sur les toiles

Traduit par : Mustafa BALEL

RZGR

kadın kum tanesinden daha kkt
daha kkt deniz kadındaki acıdan

esip duruyordu o eski rzgr
denize ve Samanyoluna aldırmadan

ve kadın yryordu ıplak anılarıyla
kumlara ve yıldızlara basmadan

LE DERNIER CADEAU

l o un oiseau seul est mort
les oiseaux virevoltent trois fois
pour offrir le chagrin au feries de feuillage

prservez, protgez
le sommeille ternel de ce bon arbre
bnissez-le avec de beaux mots

couvrez son trne innocent
des tincelles dune toile rcemment lev
et ensevelissez son trne isol
des bons mots

ceux quil attend des vivants
sont des mots
des vains mots qui ne servent rien

voil, cest fini , ni le vent,
ni la crpitation prospre des vers darbre
ni la nuit, ni le clair de lumire
ni la tnbre maudite
et aussi ni le rire vif de lumire de soleil
ne caresseront plus ses corces

virevoltez les oiseaux, virevoltez
versez de larmes ses feuilles fanes
que ce soit le dernier cadeau de la vie larbre

virevoltez encore les oiseaux trois fois
dans la fort de gazouillement o larbre est mort trois fois

Traduit par : Mustafa BALEL

SON ARMAĞAN

yalnız bir ağacın ldğ yerde
kere dner kuşlar
sunmak iin kederi yaprak perilerine

koruyun onu koruyun
sonsuz uykusunu bu iyi ağacın
kutsayın onu gzel szlerle

yeni doğmuş bir yıldızın ışıklarıyla
rtn susuz gvdesini
kimsesiz gvdesini
sarın iyi szlerle

szlerdir artık sadece
beklediği yaşayanlardan
hibir işe yaramayan boş szler

bitti işte, ne rzgr
ne ağa kurtlarının şenlikli ıtırtısı
gece ne ay ışığı
ne lanetli karanlık
ne de canlı glş gnışığının
okşayacak onun kabuklarını

dnn kuşlar, kuşlar dnn
gzyaşları akıtın snen yapraklarına
yaşamın son armağanı olsun ağaca

dnn kuşlar kez daha
ağacın tek başına ldğ cıvıltılı ormanda

POUR TE TİRER DU SOMMEİL

I-
Pour te tirer du sommeil
Jai vol la nuit de la sonate au clair de lune
Alle dune ville dserte o tu nas jamais mis les pieds
Jai souf des posies que tu ne connais pas aux oreilles
du silence
Aux bords de la mer o les vents se calment
Jai cout ton histoire par les bouches des sables mouills
Et la mer dormait tes pieds
Tandis que le temps senvolait comme une plume entre nous
Jai caress les sons dserts de la lune pentrant
Par les rideaux entreouverts pour clairer ton visage
Me penchant aux toiles dun voilier perdu au large
Jai embrass ton ombre
-II-
Jai touch le miroir bris de tes rves
Avec les minces doigts des enfants sans famille
Dans les grottes jai admir tes mains
Ebauches dun trait dlav des vieilles images
Pour te tirer du sommeil
Jai rdig de nouveau ton pass tout entier
Au col de ta solitude en xant une rose
Jai oubli tout ce que tu ne pouvais oublier
Jai enseveli dune odeur volatile ta nudit
Ta peau sest frmie comme une nuit montagnarde
Jai voulu avoir un long sentier
Qui sallonge de ma respiration la tienne
Pour te tirer du sommeil
Jai admir tes cheveux ples tombs sur le front
Jai appel lin nit pendant que mon coeur meurt
Tout comme une toile schappant de tes paumes
Traduit par : Mustafa Balel

UYANDIRMAK İİN SENİ

-I-

uyandırmak iin seni
ayışığı sonatından geceyi aldım
ıssız bir şehre gittim hi gitmediğin
sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım

rzgrların dindiği kıyılarda
ykn dinledim ıslak kumlardan
deniz uyuyordu ayak ucunda
aramızda ty gibi uarken zaman

aralık perdelerden yzne dşen
ayın tenha seslerini okşadım
aıklarda yitmiş bir yelkenliden
eğilip yıldızlara glgeni ptm

-II-

kimsesiz ocukların ince parmaklarıyla
dokundum dşlerinin kırılmış aynasına
eski resimlerin soluk izgilerinden
ellerini seyrettim mağaralarda

uyandırmak iin seni
btn gemişini yeniden yazdım
bir gl iliştirip yalnızlığına
unuttum ne varsa unutmadığın

uucu bir kokuyla sardım ıplaklığını
bir dağ gecesi gibi rperdi tenin
soluğundan soluğuma uzanan
uzun bir yol diledim

uyandırmak iin seni
alnına solgun dşen salarını seyrettim
sonsuzluğu ağırdım avularından
kayan bir yıldız gibi lrken kalbim

TOUT COMME LA MORT

voil, cest fini faire lamour
la nuit continue tout comme la mort

tu dis que lamour est un pays pas encore visit
en vain de te forcer de tloigner
il test impossible de sortir de ta peau
en vain de tapprocher un peu plus
il test impossible de sortir de toi-mme

jcoute silencieusement les cloches de la nuit
les cloches tintent comme une plaie ouverte
les animaux de ces cloches sont tus dans ta voix

jai beau mloigner
je narrive jamais te quitter
en dpit de mes tentatives dapproche
je ne peux te regagner

dans tes regards
je caresse la peau frmissant du chagrin
je sais bien o et quelle mer morte
coule le sang du perle arrach dune hutre

la nuit continue tout comme la mort
en teignant un incendie tari dans mon coeur
je brandis ltendard dun feu couvert de cendres
la tour la plus haute des cloches dans ta voix

la porte lourde de la nuit se ferme
en moi un carreau infiniment bleu se brise

jembrasse
les larmes dun amour comme la mort
tout comme jembrasse tes yeux pour la dernire fois

Traduit par : Mustafa BALEL

LM GİBİ

işte sevişmek bitti
lm gibi devam ediyor gece

aşk henz gidilmemiş bir lkedir, diyorsun
ne kadar uzak gitsen ıkamazsın teninden
kendinden ıkamazsın ne kadar yakın gelsen

sessizce dinliyorum gecenin anlarını
aık bir yara gibi alıyor anlar
vuruluyor sesinde anların hayvanları

ıkamıyorum senden ne kadar uzak gitsem
sana varamıyorum
ne kadar yakın gelsem

gzlerinde
acının rperen tenini okşuyorum
nereye akar, hangi l denize
istiridyeden koparılan incinin kanı
biliyorum

lm gibi devam ediyor gece
susamış bir yangını sndrerek kalbimde
ekiyorum krelmiş bir ateşin bayrağını
sesindeki anların en yksek kulesine

kapanıyor gecenin ağır kapısı
sonsuz mavi bir cam kırılıyor iimde

pyorum
per gibi gzlerini son defa
lm gibi bir aşkın gzyaşlarını

LES YEUX DISTANBUL

un beau jour tu te blesseras et la solitude deviendra ton foyer
ou tu tgareras peut-tre dans la fort des souvenirs
raccroche-toi ma voie, aux yeux de cette si jeune Istanbul
qui te recherchent dans la brume

je nai pas oubli, il est impossible que tu aies oubli
cette fort de lumire qui marche dans nos curs
ferme tes yeux et viens, laisse cette magie chaude couler encore
de tes doigts la peau sale
dun amour vcue comme une prire

que le platane au jardin public de Maka
laisse un Istanbul de dix-huit ans
aux lvres mouilles de la pluie
comme une rve la nuit
dans les poussires marbres dun premier baiser

que le train de Haydarpaşa arrivant la nuit entre
aux notes de sa musique oublie
comme une posie lyrique dans la bouche du temps

remonte ta montre si bien que ton retour
le temps ne sarrte jamais Dolmabahe
que lun de mes souliers de verre laisse
sur lescalier du quai de Beşiktaş
et quun matin dOrtaky assaisonn de simit* croquant ssames
attende encore quelque temps
sur le pont du navire qui dirige vers linconnu **

avant que les arcs ne fussent bloqus dans mon cur
une ville de lumire qui se vt des toiles chaque nuit
comme rivire turquoise qui carte la vie en deux
quelle dmolisse les muraux du pays de dnuements

cette porte secrte toujours ouverte
dans lorbite spiral qui dchire le temps
que cette porte de solitude, cet amour sal
apporte un peu dIstanbul la table de dnuement
une verre de raki ajout quelques glaons
une tranche de fromage
au got dune poigne de prune couverte de rose

que mon lit sente
comme un peu du March dEpice, une rose vtue un tcharchaf de soie
avant que mon nom soit la mort
que mon dernier sommeil soit au dessin damour
quIstanbul ville-abscente
regarde un peu nihavent ***

Traduit par : Mustafa Balel

* Simit, une sorte de bretzel en forme danneau

** navire qui dirige vers linconnu, la potesse fait allusion ici la fameuse posie de Yahya Kemal, Bateau Silencieux, traitant le thme de mort.

*** Nihavent, lun des motifs de la musique turque, similaire la gamme de sol majeur


İSTANBULUN GZLERİ

olur ya, gn gelir kırılırsın, yalnızlık evin olur
ya da kaybolursun anılar ormanında
sesime tutun, siste seni arayan
gzlerine, o gencecik İstanbulun

unutmadım, unutmuş olamazsın
kalbimizde yryen o ışık ormanını
kapat gzlerini ve gel, o sıcak sihir
aksın yine parmaklarından bir dua gibi
yaşanmış bir aşkın tuzlu tenine

Maka parkındaki ınar ağacı
ilk pşn ebruli tozlarıyla
on sekiz yaşında bir İstanbulu
bıraksın akşamları bir rya gibi
yağmurun ıslak dudaklarına

unutuluş mziğinin notalarına
zamanın ağzında lirik bir şiir
gibi girsin gece gelen Haydarpaşa treni

saatini yle kur ki geri dnşn
hi durmasın Dolmabahede zaman
cam pabucumun teki kalsın merhaba gibi
Beşiktaş iskelesinin merdiveninde
ıtır ıtır susamlı bir Ortaky sabahı
biraz daha beklesin
mehule giden geminin gvertesinde

kapanmadan su yolları kalbimde
her gece yıldız giyinen bir ışık şehir
mr ikiye blen firuze nehir
gibi yıksın yokluk lkesinin duvarlarını

zamanı yırtan spiral yrngede
her zaman aık duran o gizli kapı
o yalnızlık kapısı, o tuzlu aşk
biraz İstanbul getirsin yokluğun masasına
buzlu bir kadeh rakı, bir dilim peynir
bir avu buğulu erik tadında

biraz Mısır arşısı, ipek arşaflı bir gl
gibi koksun yatağım lm olmadan adım
son uykum aşk desenli olsun
biraz nihavent baksın biraz İstanbul
hiliğin gzlerinde yokşehir

amadan kapısını o karanlık lkenin
iki dnya arasında bir kpr
kuran İstanbulun gzleri gibi
son kez maviye boya iimdeki renkleri
ıldırtan varlığına inat sonsuz yokluğun
yokluk olmadan adım

gel
kırılmış olmasan da
yalnız değilsen de gel
nolursun gel

ALLONS DONC!

I
allons au lointain, aux cloches de pluie,
la lumire du roi des ombres, la nudit de l'eau,
que le chemin marche, un compagnon docile et ttu
prs de nous, allons, partons au dsir accroissant des sentiers,
au cris du sang.


laissons le temps sarrter, viens, continuons, nous autres
avanons-nous hors dhaleine en sautillant,
vers la mer qui peint le ciel
vers les chansons des pierres qui remuent,
vers les mines souterraines de montagnes fraternelles,
allons, tout comme un invit bienvenu,
aux chos essouffls des ruisseaux,
tout comme un messager de joie en or.

allons avec les mots ultraviolets,
laustrit de fort o les mensonges,
ni aucun doiseau de nuit effrayant ne vient,
franchissons les murs construits successivement,
allons aux flammes caressantes des herbes,
l'tincelle des rues sombres,
nos intrieurs,
terre o le feux et la cendre se rconcilient.

II
au matin au le visage d'enfant,
la rsistance des poques braves
au feuillage dans les branches sches
au vent attendant des annes dsertiques
que le soleil soit une grenade rouge ardente et quil sclate,
allons donc aux raisins embus,
au point de croisement des toiles sur les cartes astronomiques.

que le ciel tende le matelas de lhorizon
aux sonneries de la vie de l'rudit,
que le monde tourne en dansant comme une vapeur bleue
dans la grotte du sang,
allons donc l-bas, aux odeurs de pomme,
que l'amour convoque tout ce qui est perdu,
allons, tout en demandant la beaut nos noms.

aux jours de bijoux cristallins,
aux nuits dhyacinthes violettes,
cette rose rousse fleurie dans les cumes de la vie
allons, suivant les empreintes de innocence oublie
allumant les torches l'amertume dans le coeur du vase

o est-ce quon part ?
allons donc
dans le terrain de bijou de notre me.

Traduit par : Mustafa BALEL

GİDELİM

I
uzaklara gidelim, yağmurun anlarına
ışığına glgeler kralının, suyun ıplaklığına
yrsn yol, uysal ve inatı bir yoldaş
yanımız sıra, biz gidelim, oğalan arzusuna
patikaların, kanın ığlıklarına

dursun zaman, biz gidelim
seke seke gidelim
gğn suretini izen denize,
kımıldayan taşların şarkılarına
yeraltı madenine kardeş dağların
ağrılı bir konuk gibi gidelim
ırmakların soluksuz yankılarına
altın bir muştu gibi soluk soluğa

mortesi szcklerle gidelim, yalanların
rkn gece kuşlarının uğramadığı orman
yalınlığına, art arda rlmş duvarların
tesine geelim, okşayan yalımına
otların, karanlık sokakların kıvılcımına
iimize gidelim ateşin ve kln barıştığı toprağa

II
ocuk yzl sabaha
direncine delikanlı ağların
kurumuş dalların iindeki yaprağa
bekleyen rzgrına l yıllarının
kızıl bir nar olup atlasın gneş, biz gidelim
zm buğularına
yıldız kavşağına haritaların

ufkun yatağını sersin gkyz, ıngırak seslerine
bilge hayatın, dans ederek kanın mağarasında
dnsn mavi bir buğu gibi dnya
biz oraya gidelim, elma kokularına
yitirilmiş ne varsa ağırsın aşk
adımızı gzelliğe sora sora gidelim

saf mcevher gnlere
mor smbl gecelere, mrn kpklerinde
aan o kızıl gle
amurun kalbindeki acıyla yakıp meşaleleri
unutulmuş saflığın izlerini sre sre gidelim

biz nereye gidelim?
o yakut lkesine yreğimizin
hadi gidelim

ADİEU

I.

si tu t'en vas
mon corps appuy
sur un arbre sculaire
sera secou depuis ses racines
je vais crier de toutes mes forces
dans la fort qui rpond aux jours
il ne restera rien sauf ma voix

ils descendront l-bas avec fiert
en allumant
leurs longues lampes de mineurs
aux profondeurs des montagnes o
la terre tourne comme une horloge

avant que toutes les choses ne tombent dans l'obscurit
avant que la puissance bleue ne s'teigne
avant la fermeture de la serrure du ciel
seules la sorcire et la mort
vont me voir

II.

si tu t'en vas
embrasse les couleurs pour la dernire fois
caresse les voix
marche vers le moulin sur l'eau,
que la paix interdite
par les anctres et les dieux
m'y attende
quand le temps baisse ses rideaux

elle est une ombre volante
faite par l'esclavage, le feu et la libert
la source de la puissance bleue
elle devient un aigle noir
qui ressuscite par le souffle du poignard
dans les frontires du cercle incassable

elle est la mre douloureuse de la srnit
du pass, de l'avenir, des souvenirs et de la vie

III.

arrte-toi un peu
lorsque le soleil s'abaisse
rappelle-toi tes rves
la vie que tu as sacrifie pour tes rves
sens que le souffle du vent en toi
et prends le sabre que les rves afftent

pour offrir
pour offrir avec ton sang
a la beaut magnifique de la mort
qui ne console ni ne pardonne
allume par une poigne de poussire,
l'os et la lumire

pour offrir au prince du souterrain
la lumire dans la main de la sorcire,
le temps allume ses longues lampes
dans la fort o l'obscurit plonge sa flche

IV.

attends,
le feu va s'teindre maintenant
la danse sacre des lois va se terminer
la pluie va enterrer ta colre avec les trompettes :
la sur des eaux bouillantes, du sang et de la glace
de la terre et de l'amour

dans les vestibules en cristal du monde :
ni la vengeance, ni la peine
ni les feuilles s'envolant
ni le silence

il ne restera rien
rien,
sauf ma voix,
je vais crier de toutes mes forces
ADIEU ADIEU

Traduit par Reha Ynlel et Pascale Gisselbrechte

ELVEDA

-I-
gidersen
asırlık bir ağaca yaslanmış gvdem
kknden sarsılacak
var gcmle bağıracağım
gnleri yanıtlayan ormanda
hibir şey kalmayacak
kendi sesimden başka

madenciler uzun lambalarını yakarak
gururla inecekler
oraya
dnyanın bir saat gibi dndğ
dağların derinlerine

her şey karanlığa dşmeden nce
ışık snmeden
kapanmadan gkyznn kilidi
sadece byc ve lm
grecek beni

-II-

gidersen
renkleri p son defa
sesleri okşa
suyun stndeki değirmene yr
zaman indirirken perdelerini
ataların ve tanrıların yasakladığı
huzur
beklesin orda beni

uan bir glgedir o
tutsaklık ateş ve hrlkten yapılmış
mavi gcn kaynağı
kırılmaz emberin sınırlarında
hanerin soluğuyla dirilen
kara bir kartal olur

dinginliğin acılı anasıdır o
gemişin geleceğin anların ve yaşamın

-III-
gneş alaldığında biraz dur
dşlerini anımsa
dşlerine adadığın hayatı
iinde rzgrın soluğunu duy
ve dşlerin bilediği kılıcını al

sunmak iin
sunmak iin kanınla
bir avu toz kemik ve ışıkla
yanan
avutmayan bağışlamayan
lmn muhteşem gzelliğine

sunmak iin yer altı prensine
bycnn elindeki ışığı
zaman yakar uzun lambalarını
karanlığın okunu sapladığı ormanda

-IV-

bekle
şimdi ateş snecek
yasaların kutsal dansı bitecek
kaynayan suların, kanın ve buzun
toprağın ve aşkın kardeşi olan
fkeni
trompetlerle gelip gmecek yağmur

dnyanın kristal dehlizlerinde
ne , ne acı
ne uuşan yapraklar
ne sessizlik

hibir şey kalmayacak
hibir şey
kendi sesimden başka
var gcmle bağıracağım
ELVEDA ELVEDA

In a place where your dreams are lost, where your hearts burnt into ashes
I am caressing the very beginning,
that bursting demon, the reply of the silence
the shuddering substance is calling me to the deadend
a flower is blooming slowly and silently
one who is madly in love with the sky
just before the rain, that ancient balance
the scattered souls are shivering
just after visiting a graveyard, that scream without any coast
the inside of my bones getting all wet

the dead who are prayed for
the dead who are not prayed for
the happy-go-lucky feast of larva
the nestling of the sparrow is falling down the nest
the web-like membrane is wrapping up the memory of time
the eye lids of the sleepless seed ar heavy
an underground maddness
is kissing my heart

was it only because of the broken lines of life
because of the orchards that we walked in
the crops
how can the song of the siren of nonexistence be answered

the shuddering substance is calling me to the deadend
an abandoned train is frightened of being lost
one that is lost among straight lines
each wave is at the narrow beach of the soul
testing itself at the precipitous cliffs

I became the motherland, not the lover
my misdeeds ran before me, faster and faster
how shall I wake up my soul so darkened
says one of the dead
to whom should I ask
where and who I am

so good for the dead not to question
the dead with yellow voices
the freesia that blooms in the moon
the guardians of the graveyard flowers
have all forgotten the red
being cold
kissing

what kind of a freedom is this?
your dreams, all lost, where your heart is burnt into ashes
at noon, in the graveyard, just before the darkness
I am caressing the devil, the one who is weeping
one more flower is withering with a rumbling sound
not caring about the tranquility of the dead

[Translated into English by Aysu ERDEN]

GK DELİSİ

dşlerin yitik, kalbin kl olduğu yerde
başlangıcı okşuyorum, patlayan
o şeytanı, sktun yanıtını
beni sona ağırıyor rperen madde
ağır ağır aılıyor bir iek
bir gk delisi
yağmur ncesi, o eski denge
titreşiyor dağınık ruhlar
mezarlık sonrası, sahilsiz ığlık
ıslanıyor kemiklerimin ii

okunmuş ller
okunmamış ller
gamsız larva şleni
saaktan dşyor yavru kırlangı
ipliksi zar sarıyor zamanın belleğini
uykusuz ekirdeğin gzleri kapanıyor
pyor yreğimi
bir yer altı cinneti

hayatın kırık izgileri miydi sadece
yrdğmz meyve baheleri
ekinler
nasıl yanıtlanır ki yokluğun siren sesi

beni bana ağırıyor rperen madde
kaybolmaktan korkuyor terk edilmiş bir tren
dz izgilerde yiten
canın ince sahilinde her dalga
sarp kayalarda sınamada kendini

diyar oldum, yar olmadım kendime
yanlışlarım hep hızlı koştu benden
nasıl uyanırım iim karanlık
diyor bir l
ben beni
kimden sorayım şimdi

iyi ki soramıyor ller
sesi sarı ller
ayda aan frezyaları
mezarlık ieklerinin gardiyanları
unutmuş kırmızıyı
şmeyi
pşmeyi

nasıl hrlk bu
dşlerin yitik, kalbin kl olduğu yerde
bir mezarlık ğlesinde, karanlık ncesinde
şeytanı okşuyorum, ağlayan
gmbrtyle soluyor bir iek daha
aldırmadan llerin sknetine

CARBAGE CONTAINERS

They are all arriving, one by one, untimely
in the light of the candle flames that are extinguished
the unseen players of the defeat
some have died while living
some living accompanied by death

drawing the sharpened swords of the rain
increasing the number of the memories
that are erased from the memories

tired of not living
doors being closed by the shy hands
I am so surprised, was I the one who was indifferent
foolish, crazy, superficial and incomplete
I am identical with my original self but without me
the gypsies are gathering rain drops from the garbage containers

and how come, their hands are smelling of meadow saffron

they are coming one by one, from the fairy tales and fires
from the meadows full of flowers,
from the errors and from the truth
that make my heart warm making me feel cold
from the bitter meadows of the darkness
from love and hate
from the silicon crystals of of my mind
from the snowy days
from the sunny delight
that I had forgotten

I am resting on a bed where a frozen wind dwells
as dead as silence
as alive as the blood of rage
my soul aches, oh, my heart aches
how should I expose myself

from the moment that time is being twisted
from the sighs, from a deep ah
from the collapsed towers of the days
they are coming one by one

and how come, their hands are smelling meadow saffron

[Translated into English by Aysu ERDEN]

P BİDONLARI

ıkıp ıkıp geliyorlar zamansız
sndrlmş mum alevleriyle
yenilginin grnmez algıcıları
kimi yaşarken lmş
kimi lmde yaşayan

bilenmiş kılıcını ekiyorlar yağmurun
oğaltarak kara byler gibi
anılardan silinmiş anıları

yaşamamaktan yorgun
utanga ellerinde rtk kapılar
şaşıp kalıyorum, ben miydim pervasız
akılsız, ılgın, yarım yamalak
aslına benzeyen bensiz
ingeneler yağmur topluyor p bidonlarından

ve nasıl bir iğdem kokusu ellerinde

ıkıp geliyorlar, unuttuğum
masallardan. yangınlardan, iek tarlalarından
yreğimi şterek ısıtan
yanlışlardan, doğrulardan
karanlığın acı ayırlarından
sevgilerden, nefretlerden
zihnimin silikon kristallerinden
kar gnlerinden
gneşli sevinlerden

donmuş bir rzgr yatağındayım
suskunluk kadar l
fkenin kanı gibi dipdiri
iim acıyor, ah, acıyor iim
nereden amalıyım kendimi şimdi
kederli mziğine yanık meşe kokularının
nereden kapatmalıyım
hi bilmiyorum

zamanın bkldğ andan
tanrının hi bilmediği gnahtan
i ekişlerinden, derin bir ahtan
gnlerin yıkık kulelerinden
ıkıp ıkıp geliyorlar

ve nasıl bir iğdem kokusu ellerinde...

THE STONE MIRROR

In the sweaty flesh of the night
life, that heavy mane
throwing the dust of nothingness into the air
towards the neon lights of the advertisements that are ringing
to the shadows behind the iron bars

the posters are moving over the tired boulvard
a laughter is breaking the stone mirror
of time, with a silken hammer
the crystals of the wind
are being scattered around
by the hands of the night

the crowd in a parade are dancing as they approach
like the glittering gold bullions
in the frozen eyes of the night
the tear drops of a lonely horse weeping silently
are glittering

the life, that heavy mane
flying hither and thither
in the extinguished breath of the stars
an old horse is dying
on the shivering snow
an old horse is dying
a horse that once was born like a tiny star
looking at the the world standing among the questions
on the moaning snow

the Gods and men dont see it
they are jumping in the cheerful sunshine of the night
the lights, they are appearing and disappearing
on the shivering snow

the horse looks like a spot on the street
just like a feather about to fly up in the air, slow and thin
the coasts of life fading away in the distance
the snow flowers are whithering on your face

the crowd in a parade are dancing as they approach
laughter
screams
the horse
the pile of garbage
nothing
they are being burried
into the decaying night of the heart

[Translated into Turkish by Aysu ERDEN]

TAŞ AYNA

gecenin terli etinde
hayat, o ağır yele
savuruyor hiliğin tozlarını
ınlayan reklam ışıklarına
demirli glgelere

afişler kımıldıyor yorgun caddede
bir kahkaha, ipekten bir ekile
kırıyor taş aynasını
zamanın
rzgr kristalleri
dağılıyor gecenin ellerinde

dans ederek geiyor şenlik alayı
ışıldayan altın kleler gibi
gecenin buz tutmuş gzlerinde
parıldıyor
yalnız bir atın sessiz yaşları

hayat, o ağır yele
uuşuyor
yıldızların snmş nefeslerinde
yaşlı bir at lyor
seğiren karlar stnde
yaşlı bir at lyor
minicik bir yıldız gibi doğan bir at
bakıyor dnyaya soruların iinden
inleyen karlar stnde

tanrılar ve adamlar grmyor onu
zıplıyorlar gecenin neşeli gneşinde
bir geliyor bir gidiyor ışıklar
rperen karlar stnde

bir leke gibi duruyor at caddede
uacak bir ty gibi ağır ve ince
hayatın kıyıları uzaklaşıyor
soluyor kar iekleri yznde

dans ederek geiyor şenlik alayı
kahkaha
ığlık
at
p yığını
hi

gmlyor
kalplerin ryen gecesine

LIFE

The shadow smells like a rose and the sun
staring into the eyes of a cloud
the leaf inhaling the wind deep into its soul

left behind by the ancient floods
the evening smells like the day and the seeds
staring into the eyes of a

 

Desarrollado por: Asesorias Web
s
s
s
s
s
s